24 Nisan 2009 Cuma

Bölüm 9

Önde üç asker diz çökmüş ve nişan almıştı.. Arkalarında ayakta nişan alan üç asker bir tane de silahsız asker vardı.. Diğerlerinden kıdemli duruyordu.. Uyarıyı yapan da oydu...
"DİZLERİNİZİN ÜZERİNE ÇÖKÜN YOKSA ATEŞ AÇARIZ" diye uyardı tekrar..

"Bakın beyler, amacımız kötü birşey yapmak değil.. Sadece arkadaşımızı alıp gideceğiz.. O yüzden bırakın gidelim.. Ne sizin canınız yansın, ne de bizim canımız sıkılsın.." diye seslendi savaş alanının öte tarafına Cem..

"Demek direniyorsunuz.." diye kendi kendine söylendi başçavuş.. "ATEŞ!" diye emir verdi askerlerine.. Altı asker önlerinde duran dört adama ateş etmeye başladı.. Hiçbirisi tereddüt etmiyordu.. Düşünmüyordu.. Sadece bulundukları yeri koruyorlar ve tetiğe basıyorlardı.. Hepsi emirlere uymakta çok başarılıydı..

Fakat ateş etmeye başladıktan sonra hayatlarında bir daha göremeyecekleri ve daha önce görmedikleri birşeyle karşılaştılar.. Kurşunların o dört adamı çoktan yere yıkması gerektiği zamanda hepsi hala ayaktaydı ve sakince askerlere bakıyorlardı.. En azından üçü bakıyordu.. Ve bu adamların çevresinde mavi bir yarım küre vardı... Yarı saydam, belirip yok olan, mavi bir yarım küre.. Ve bütün kurşunlar bu yarım kürenin çeperine çarptığı zaman ya yere düşüyordu, ya sekip duvarlara saplanıyordu.. Ama bu kalkanın içindeki tek bir adam bile zarar görmüyordu...

Bunu farkeden başçavuş "ATEŞİ KES!" diye emir verdi ve bütün silahlar sustu.. Parçalanan mermerlerden çıkan tozlar havayı kaplamıştı.. Havaya garip rahatsız edici bir koku yayılmıştı; ter, barut, mermer tozu, belki biraz da öfke ve başarısızlık vardı bu kokunun içinde..

Fuat arkadaşlarına döndü.. Haldun ve Cem, Levi'nin kollarından tutuyorlardı hala.. Haldun'un yüzünde yıllardır beklenen tebessüm vardı.. Tekrar kendisini işe yarar hissediyordu.. Fuat askerlere geri döndü tekrar..
"Beyler.. Arkadaşım sizi uyardı.. Bizim gitmemize izin vermeliydiniz.. Bize zarar veremediğiniz ve veremeyeceğiniz gibi bizim size zarar vermemiz için bize sebep sunuyorsunuz.. Şimdi! Lütfen yolumuzdan çekilin de gidelim.."

"Gerçekten böyle birşey yapacağımızı düşünüyor musunuz? Merak ediyorum.." diye cevap verdi başçavuş.. Savaş alanının iki ucunda, iki birlik.. Başçavuş karşı birliğin zayıflıklarını merak ediyordu.. Onları yenebileceği bir açıkları olmalıydı.. Onların öylece gitmesine izin veremezdi.. Kesin emir almıştı... Almamış mıydı yoksa?.. Bir anda neden orada olduğunu düşünmeye başladı.. Birilerine ateş edilmişti.. Karşısında birileri vardı sanki.. Ama kimdi onlar.? Neden burada duruyorlardı.. Diğer askerler neden boşluğa nişan alıyordu.. Birşeyler olmuştu ama olanlar neydi? Ya da hiçbir şey olmamış mıydı?
"Toparlanın dönüyoruz!" dedi başçavuş.. Bütün askerler uykudan yeni uyanmış gibi, çevrelerini inceleyerek ve anlamsız gözlerle çevrelerine bakarak toparlandılar ve iki kat yukarıdaki odalarına döndüler..

Arabanın içinde artık dört kişiydiler.. Cem sürücü koltuğunda, yanında Fuat arkada Haldun ve Levi..
"Çok başarılıydınız çocuklar.. Cem özellikle son numaran muhteşemdi.." dedi Fuat..
"Özlemişim.." dedi Cem çok kısık bir sesle.. Duygulanmıştı.. Sanki bir çatışmadan çok yıllardır görmediği bir akrabasından bahseder bir hali vardı..
"Levi kendini nasıl hissediyorsun.. İyi misin?" dedi Fuat arkaya dönüp..
"Muhteşem hissediyorum dostum.. Beni almaya geldiğiniz için teşekkür ederim çocuklar.. Kendinizi büyük bir tehlikeye attınız.. Askeri hastaneden adam kaçırmak?! Gerçekten deli olmanız gerekiyor.. "

"Peki ya Sarp? Onu bıraktık içeride..." dedi Haldun..
"Herşey sırayla.. Herşey sırayla kardeşim.." dedi Fuat..
Motor çalışmaya başlamıştı son cümlelerde.. Cem yolu kontrol ettikten sonra eve dönmek için yola çıktı...

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Başçavuş ve ekibi Fuat'ın ekibinin yolunu tıkıyordu. Başka bir çıkış daha olmalıydı. Kör dalış yaptıkları için bir B planları yoktu.. Hatta hastanenin planları bile yoktu ellerinde.. Haldun bir yandan Levi'yi tutarken bir yandan da takımı çıkartmak için bir yol arıyordu.. Bu sırada Fuat karşı tarafı oyalıyordu.. Başçavuş ise; onun durumu biraz kritikti.. Elinde hiçbir şey yoktu Fuat'ın ekibine karşı.. Soğuk terler döküyordu.. Ama bir yandan da çok sakin durmaya çalışıyordu sanki kontrol ondaymış gibi davranmaya çalışıp kendi ekibini de sakin tutmaya çalışıyordu..

"Başarısız kumarbaz" diye düşündü Fuat.. Bu turu Papaz'ın eli kazanacaktı..



"Fuat!" dedi ve arkalarındaki merdiveni gösterdi Haldun.. Arkalarında yukarı çıkan başka bir merdiven daha vardı.. Bu demek oluyor ki buradan çıkışlarını o merdivenler sağlayacaktı..
"Cem, sıra sende.. Göster marifetini.." dedi Fuat.. Cem bir saniye gözlerini kapattı..
"Hadi gidelim" dedi.. Yavaşça arkalarını döndüler ve sakince merdivenlere doğru ilerlediler.. Askerler arkalarında kalmıştı dört adamın.. Şaşkın şaşkın çevrelerine bakıyordu hepsi.. Hafızasıyla oynanan birçok insan hemen kendine gelemezdi.. Ama çok vakitleri yoktu.. Yürüyüşlerindeki yavaşlık merdivenlere geldiğinde artık kalmamıştı.. Hızlıca çıkıp bir yol bulmayıldılar kendilerine.. Bir kat yukarı çıktılar.. Danışma masası karşılarındaydı çıktıkları yerde.. Danışmadaki kadın onları gördü.. Kim olduklarını merak etti bir an.. Sonra Levi'yi farketti..
"Askerler!" diye bağırdı kadın.. Yakında onu duyacak kimse yoktu.. Alt kattaki askerler ya sesi duymamıştı ya da akılları hala karışıktı.. Cem bir kez daha hünerini gösterdi.. Kadın sersemlemişti.. Onun da yanından geçip kapıdan çıktılar.. Ve arabaya yürüdüler.. Herşey çok temiz olmuştu.. Kimse birşey hatırlamıyordu ve kimse ölmemişti.. İçeri girdikleri andan itibaren bütünses kayıt cihazları ve kameralar da bozulduğu için, Cem sağolsun, korkacak birşey yoktu. Kısa bir sürede izlerini kaybettirirlerdi..
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Kadıköy'e gelmişlerdi.. Eve döndüler.. Her geçen gün eve yeni birisi ekleniyordu.. Haldunla Cem Levi'yi salona taşıyıp sedire yatırdılar.. Fuat kendi odasına gidip Levi için bir iki parça kıyafet aldı.. Sonsuza kadar hastane kıyafetiyle gezemezdi.. Elinde kıyafetlerle salona geldi.. Levi bir iki dakika yatmıştı ama sonra sıkılıp oturmuştu.. Fuat salona geldiği zaman gözlerindeki bandajla oynuyordu..
"Hayırdır bandajı mı çıkartacaksın?" diye seslendi Fuat kapıdan içeri girerken..
"Canımı sıkmaya başladı bir anda.. Sanki artık ihtiyacım yok gibi bu bandajlara.. İlaç sayesinde olabilir.."
"Sahi, ne oldu sana Levi? Başına ne geldi? Ya da neler geldi?" diye sordu Haldun..
"Hepsini anlatacağım.. Ama önce... Fuat bana giyecek birşeyler verir misin?"
"Getirdim bile.. Haydi seni odaya götüreyim de üstünü değiştirelim.."
Fuat'ın kolun girdi Levi ve Fuat'ın odasına gittiler..



Birkaç dakika sonra Fuat ve Levi salona döndüler.. Levi'nin üzerinde beyaz bir gömlek altında kot pantolon vardı.. Kefiyesini de boynuna almıştı, daha doğrusu Fuat boynuna asmıştı..



"Bandajları çıkartıyorum ben.." dedi Levi salona geldiği gibi sıkılgan bir çocuk edasıyla..



"Daha erken değil mi? Biraz daha kalsın istersen.. Ne bileyim mikrop falan kapmasın.." dedi Cem..



"Kapmaz kapmaz.. İyileştiğni hissedebiliyorum.. Biraz yardım alabilir miyim Fuat? Makas var mı hiç?"



"Tamam bekle biraz kardeşim.."



Biraz aradıktan sonra Fuat elinde makasla geldi.. Levi'nin bandajlarını kesmeye başladı.. İki yerinden bağlantısını kestikten sonra bandajı rulo yaparak topladı gözlerinden.. Bütün sargıları çıkarttığı zaman salon buz kesmişti.. Hiçbirisi gördüklerine inanamamıştı..







xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx







Evi aydınlatan tek şey şömineydi.. Sıcak bir kırmızılık yayılmaktaydı bütün odaya.. Karşısındaki koltukta oturuyordu Levi... Ateş içine çekiyordu Levi'yi.. Büyülenmişti.. Sakince izliyordu alevlerin hareketini.. Ve yanan odunların çıtırtısını dinliyordu ölüm sessizliği olan odada.. Ailesinin katledildiği günün yıldönümüydü bugün.. Ailesinin miras bıraktığı evde, ailesinden miras aldığı hüzünle oturuyordu o koltukta ve alevleri izliyordu..



Teşkilat lav edildikten sonra herkes bir yana dağılmıştı.. Teşkilat daha lav edilmeden herkese kendi işlerinin kurulması için fırsat verilmişti.. Kimse o zamanlarda başlarına gelecekleri bilmiyordu.. Kimse lav edileceğini tahmin etmemişti.. Kimse yılkıya bırakılacağını tahmin etmemişti.. İlaçsız, desteksiz.. Ama olan olmuştu.. Şimdi herkes tek başına kalmıştı.. Levi de tek başınaydı.. Bugün de yalnızdı.. Ve bu günü yalnız yaşacaktı hayatının sonuna kadar..





Bütün sessizlik ve hüzün telefonun çalmasıyla beraber yok olmuştu evde.. Levi yavaşça doğruldu koltuğunda.. Arayanın çok istekli olmayacağını, aramaktan vazgeçeceğini düşünüyordu.. Bunu düşünmekten çok istiyordu.. Kimseyle konuşacak hali yoktu.. Telefon susmuştu.. Ama bu sessizlik çok uzun sürmedi.. Tekrar çalmaya başladı.. İsteksizce koltuğundan kalktı.. Ayaklarını sürüyerek telefonun yanına geldi.. Bir süre daha bekledi belki susar diye.. Susmadı.. Ahizeyi kaldırdı..


"Efendim?"


"Levi.. Levi Kurt..?" telefondaki bir erkek sesiydi..


"Yanlış numara!" dedi sıkılgan bir şekilde.. Ahizeyi kapatmaya yeltendiği sırada telefonun diğer ucundan gelen cümle kanını dondurmuştu..


"Mossad peşinde.. Seni almaya geliyorlar.."


"Sen kimsin?!" dedi Levi.. Tedirgin olmuştu.. Bunca yıldan sonra tekrar Mossad'a dönemezdi.. Onlarla çalışmak istemiyordu.. MİT'e geçmek onun için büyük bir fırsattı.. Burada yaşadıkları da.. İzini kaybettirdiğini düşünüyordu ayrıca.. Nasıl bulmuşlardı onu..?


"Kim olduğum çok önemli mi sence? Sana verdiğim bilginin kim olduğumdan daha önemli olması gerekmez mi? Neyse.. İsrail'e geri dönmek istemiyorsan, elini çabuk tutsan iyi olur.."


"Kimsin sen? Neden sana güveneyim.. Sözüne neden inanayım?"


"Keyfin bilir.. Birkaç gün içerisinde kapın kırılıp içeri Mossad ajanları girdiğinde ve seni apar topar İsrail'e götürdükleri zaman inanırsın bana.. Tabi hala inanmak istemiyorsan, dediğim gibi, keyfin bilir.."


"Peki bunu neden bana söylüyorsun? Bu bilgiyi nerden aldın?"


"Gelecekte işimize yarayabilirsin dostum.. Biz sana yardım etmezsek önce gelecekte senden nasıl yardım isteyebiliriz?.. Bu bilgiyi nasıl aldığım beni ilgilendirir.. Ama şu kadarı yeter sanırım.. Eğer kimse senin orada olduğunu bilmezse, kulakların keskinse eğer... Herşeyi öğrenebilirsin..."

Telefon suratına kapanmıştı..




Adam afallamıştı.. Kim olduğunu bilmediği birisi arayıp ona böyle bir bilgi vermişti.. İnanmalı mıydı yoksa inanmamalı mıydı? Mossad'dan birisi olabilirdi.. Onun kesin yerini tespit etmek için böyle birşey yapmış olabilirlerdi.. Ama zaten telefon numarasını biliyorlarsa, evi de biliyorlardır.. Bunun için böyle bir numara yapıncaya kadar çoktan yakalayabilirlerdi Levi'yi.. Aklı çok karşımıştı.. Bütün konuşmayı düşünürken evde bilinçsizce yürüyordu.. Düşünme aralarında nerede olduğunu farkedip tekrar düşüncelere dalıyordu.. Ailesinin ölüm yıldönümü olması yetmezmiş gibi şimdi de Mossad peşindeydi.. Hem birşey yapacak güç bulamıyordu kendinde, hem de kaçması gerekiyordu.. İsrail'e geri dönemezdi.. Sabah yola çıkmalıydı.. Düşünürken bir anda dikkati dağıldı.. Kendini banyoda aynanın karşısında bulmuştu.. Kendi yansıması dikkatini dağıtmıştı..


Yansımasına yabancı birisine bakar gibi bakıyordu.. Tanımaya çalışıyordu sanki karşısındakini.. Bütün detaylarını inceliyordu.. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı Levi'nin.. Ama aynadaki yansımasının üzerinde siyah takım elbise yoktu.. Yansıması daha gençti.. Mossad'da olduğu zamandaki kadar gençti ve üzerinde o gri kamuflaj vardı.. Ama arkada gördüğü yer aynı yerdi.. Aynı banyoda farklı bir kıyafette ve farklı bir yaşta.. Anlam veremiyordu bu gördüklerine.. Yansımasının gözlerine bakıyordu.. Kendi gözlerine bakıyordu.. Bir iki saniye sonra ne olduğunu anlamıştı ama artık çok geçti.. Kendi anılarına ulaşmaya başlamıştı.. Ama bunu istemli yapmıyordu.. Anılara ulaştıkça yansımada arka alan değişiyordu... Çok kısa sürede binlerce anı geçiyordu gözünün önünden.. Değişen arka alan bulanıktı o yüzden.. Gördüğü birçok şeyi algılayamıyordu.. Arada uzun anılar ya da daha detaylı anılar olduğu zaman daha net görebiliyordu arka alanı, önemsizler olunca daha bulanık geçiyordu... En sonunda bir yerde durdu.. İsrail'de ailesinin evindeydi.. Tamamen oradaydı.. Bir yansıma ya da başka birşey değildi.. Herşey çok gerçek duruyordu.. Üzerinde hala gri kamuflajı vardı.. Salondaydı.. Bütün odaların kapıları buraya bakıyordu.. Ailesinin odasında yürüyen birisini duydu.. Hemen odaya girdi.. Odada yürüyen bir suikastçıydı.. Yatakta uyuyan annesini ve babasını katletmişti.. Boynundaki kefiyeyi ayaklarının ucuna bırakıyordu.. Tam o sırada bir an durakladı suikastçı.. Odada iki adam birbirinin farkındaydı artık.. Suikastçi ani bir şekilde Levi'ye döndü... Suikastçi, babasıydı Levi'nin..



"Baba?!"

"Efendim oğlum?" dedi adam hiçbir şey olmamış gibi..

"Sen ölmüştün.. Öldürülmüştün.. Annem de sen de suikaste kurban gitmiştiniz.. Filistin tarafından bir suikastçi...." cümlesi boğazında düğümlendi..

"Oğlum, gerçek öyle değil.. Evimize birisi geldi evet.. Ama o bir suikastçi değildi.. O senin Türkiye'deki amcandı.. Benim de ortalardan kaybolmam gerekiyordu.. Ve böyle bir yalan yarattım.. Anneni ve amcanı doğradım.. Onların kanlarını acemi bir suikastçi gibi her tarafa akıttım.. sonra ikisini bir yatağa koydum.. Sana duygusal bir mektup(!) ve ortadan kayboldum.. Herkes buna inandı.. Sen dahil.." dedi ve sapık bir gülüş kapladı yüzünü..



Levi beyninden vurulmuştu.. Annesini doğrayan adam babasıydı..



Bir anda babası öksürmeye başladı.. Önce ufak ufak boğazını temizlemeye çalışıyormuş gibiydi, ama şiddeti giderek arttı ökürmelerin.. Öne doğru eğildi öksürürken.. Yüzünü göremiyordu Levi babasının.. Hareket de edemiyordu ama... Öylece donakaldı.. Bir anda babası öne doğru eğilmiş öksürürken, öğürmeye başladı.. Çok geçmeden kusmaya başladı.. Ağzından yılanlar çıkıyordu ama.. Ardı arkası kesilmiyordu üstelik.. Levi kaskatı kesilmişti.. Babasını izliyordu.. Bir saniye sonra babasının ayakkabılarını görüyordu.. Babası Levi'nin az önce olduğu yerde ayakta duruyordu, Levi ise iki büklüm bir şekildeydi ve ağzından yılanlar çıkıyordu.. Kustuğu yılanlar çevresini sarıyordu giderek.. Yavaşça bacaklarında sürünerek bedeninde dolaşıyorlardı.. Islak pullarını, dillerinin hareketini herşeyi hissediyordu Levi.. İğreniyordu.. İğrendikçe daha çok kusuyordu..




Levi bayılacak gibi olmuştu.. Ama o kadar şanslı değildi..



Bir anda altından çekildi.. Boşluktaydı.. Karanlık gökyüzündeydi.. Tek başına havada asılıydı.. Uçma yeteneği olan bir adamdı Levi.. Ama şu anda yüksekten ölesiye korkuyordu.. Sonsuz gökyüzünde bir başınaydı.. Hiçbir yere hareket edemiyordu.. Kımıldayamıyordu... Gözlerini sıkıca yummuştu.. Açmaya korkuyordu..Ama kapalıyken de az önceki yılanları görüyordu.. İki türlü de korkuyordu.. Sakinleşmesi gerektiğini biliyordu.. Bunu kendi kendisine yapıyordu. Sakinleşmeye çalıştı.. Düzenli bir şekilde düşünemiyordu.. Bunu düzeltmeye çalıştı.. Hatırlamaya çalıştı buraya nasıl geldiğini.. Yavaş yavaş bunu başarabildi.. Önce ailesinin evindeki olayı hatırladı.. Sonra banyoya geldiğini hatırladı.. İşte anahtar buradaydı.. Ayna.. Kendi gözleri.. Gökyüzünde uçarken bir anda kendi kendine aynaya bakarken buldu ve bir saniye sonra tekrar gökyüzündeydi.. Hareket etmeye çalıştı.. Delirmek üzereydi.. Korkudan delirmek üzereydi.. İnsanlara yaşattığı şeyi ilk defa yaşıyordu.. Görüntü gidip gelmeye başlamıştı.. Gördüğü yer evin banyosuna dönüştüğü zaman hemen dizlerinin üstüne çöktü.. Aynadan uzaklaşmıştı.. Kendi gözlerini görmüyordu.. Yaşadıkları bitmişti.. Ama emin olamazdı.. Sürünerek banyodan çıktı.. Şöminenin karşısındaki koltuğuna kadar süründü.. Ateş biraz sönükleşmişti.. Maşayı alıp korları sağa sola itti.. Biraz daha canlanmıştı alev.. Bir iki parça odun daha attı içine.. İyice harlanmıştı alev.. Terden sırılsıklam vücudunu, şöminenin karşısındaki koltuğa bıraktı.. Bir iki saniye öyle kaldı.. Olanları düşünüyordu.. Sonra ceketini çıkartıp gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırdı. Biraz içkiye ihtiyacı vardı. Yanındaki sehpanın üzerinde duran viski şişesini ve bardağını aldı.. Şişeye baktığı zaman kendi yansımasını gördü.. Yılanları kustuğu anı gördü tekrar.. Çok kısa bir görüntüydü.. Şişeyi elinden düşürdü ve şişe yerde milyonlarca parçaya ayrıldı.. Şömineden gelen aydınlık bütün parçaların üzerindeydi artık.. Yerde binlerce ateş böceği vardı ve ışığın üzerine yansımadığı binlerce ölüm tuzağı.. Hala kendi yansımasını görebilirdi bu cam parçalarında.. Korktuğu başına geliyordu neredeyse.. Bir anlığına kendisini darağacında asılırken ve son nefesini vermeden önce titrerken gördü.. Hemen gözünü ayırdı o parçadan.. Derken başka bir parçaya takıldı, derken bir diğerine.. Tam olarak odaklanamıyordu kendisine bu yüzden içine çekemiyordu hiçbiri.. Kurtarabiliyordu bu sayede kendini.. Ama dayanılmazdı bu onun için.. Kendisine yaşatabileceği en büyük işkence buydu.. Binlerce defa ölmüştü ve binlerce kere akıl almaz işkencelere maruz kalmıştı son yarım saatte.. Hiç korkmadığı şeylerden korkmuştu, zaten korktuğu şeyleri gördüğü zaman ölmeyi dilemişti.. Güçlü Levi'den eser kalmamıştı..

Eline şöminenin maşasını aldı ve alevlerin içine soktu.. Sadece aleve ve maşaya bakıyordu.. Başka hiçbir şeyin dikkatini dağıtmasına izin vermiyordu.. Böyle bir hata yaparsa bu sefer kendi gücünden kurtulamayabilirdi..Levi, Levi'yi öldürmüş olacaktı.. Ölmese de aklını kaçıracaktı..

Maşa artık iyice kızmıştı.. Kıpkırmızıydı, korlarla aynı renkti, korlarla aynı öfkedeydi maşa.. Derin bir soluk aldı Levi.. Maşayı alevlerin arasından çekerken heryere kıvılcımlar saçıldı.. Sağ gözünü kapattı Levi ve o kızgın, öfkeli, kıpkırmızı bir o kadar da acısını dindirecek olan ve hayatta kalmasını sağlayacak olan maşayı gözü kapağına sürdü.. İlk kurşun yarasını alan acemi ve genç bir asker gibi haykırmıştı.. Solukları hızlanmıştı ve kesikti.. Tekrar ateşe soktu maşayı.. Ve aynı kırmızılığa geldiği zaman maşa büyük siyahlığı kucaklayacaktı Levi..



Şöminenin kırmızılığı yok olmuştu.. Sadece yanan odunların çıtırtısı ve alevlerin ısıttığı hava..





xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx



Bütün olanları anlattı Levi..



"Geçmiş olsun kardeşim.." dedi Fuat.. Diyecek ne daha güzel birşey ne daha farklı birşey bulabilmişti.. Elinden gelen tek şey hazır cümlelerdi böyle durumlar için..

"Geçti, geçti birşeyim kalmadı.. Ama ben bunu yaptıktan sonrası bulanık biraz.. Sanırım bayıldım.. Sonrasında kendime geldiğimde hastane odasındaydım.. Oraya kim ya da kimler getirdi? Mossad mı? MİT? Yoksa o telefondaki garip adam ve ekibi mi? Kimdi onlar? Neden beni askeri hastaneye getirdiler?" Suya hasret birisinin kana kana su içmesi gibi kana kana konuşuyordu Levi de..

"Herşeyi öğreneceğiz dostum.. Sakin ol sen.. Herşeyin cevabını verecek birileri vardır?" dedi Cem birşeyler biliyormuş gibi..

"Kim biliyor bunların cevabını Cem, kim?"

"Sen onların orada olduğunu bilmezsin.. Kimse bilmez.. Ve onlar gezerler.. Ve duyarlar..." dedi Cem..

Haldun, Cem'in bu cümlesinden tedirgin olmuştu.. Belki de yaşadıkları ve sokakta kalmak onu delirtmişti.. Bu cümleleri söylerken gözlerindeki o bakış çok ürkütücüydü.. Hem söylediklerinin de bir anlamı yoktu ki? Ne demekti bunlar?

"Sokak Gezginleri!" dedi Fuat... Bulmacanın cevabını bulmuştu..

"Kimler?" diye sordu Levi sakince..

"Sokak Gezginleri.. Nasıl anlatabilirim bilmiyorum! Sıradan bir topluluk değiller.. Onlar son 15 yılda Türkiye'de olan bütün bilgi transferini gözetim altında tutuyorlar.. Ellerinde her çeşit bilgi olduğu sanılıyor.. Çok az kişi yakalandı onlardan.. Belki beş belki on ama daha fazla değil.. Yurtdışında da benzer organizasyonlar olduğundan kuşkulanılıyor ancak bu konuda kesin bir bilgi yok.. Yolda yürürken yanından bir sokak gezgini geçse anlamazsın.. Kimse onlara dikkat etmez.. Sokak serserisi, ayyaş, evsiz, genç, deli bunlardan herhangi birisini dersin.. Suratına bile bakmazsın.. Ama onlar her an her yerde olabilirler.. Usta hırsızdır herbiri, hepsi birden fazla dili çok iyi konuşabilir.. Tabi bu kadar normal değil herşey.. Onların aynı zamanda ruhani bir yönleri de var.. Onlar ,kendi sözleriyle, "bizi sokaktaki kötü ruhlardan koruyorlar".. Onlar ,yine kendi sözleriyle, "bizim zihinlerimizi temiz, gözlerimizi açık tutmamızı sağlıyorlar".. Sokak sanatının bir kısmını onlar yapıyor.. Siyasi içerikli olanların çoğunu ya da doğayla ilgili uyarı mesajlarını onlar yapıyor sokaklarda.. İçlerinden birisi "sizin seçmek istemidiğiniz ama yine de beyniniz yıkandığı için oy verdiğiniz adamların, o partilerin afişlerini, seçim pankartlarını, reklamlarını biz tahrip ediyoruz.. Belki o reklamların arkasındaki görebilirsiniz diye" gibi birşey söylemişti.. Yakalananların üzerinde ortak iki şey vardı.. Bir bandana ve bir de, nasıl desem, Tılsım vardı.. Bandana siyah üstüne iki uçta iki gri şeritliydi.. Tılsımları ise... Hepsi eski hayatından yanlarında getirdikleri bir parçayı kolye, bileklilk, anahtarlık gibi bir aksesuar haline getiriyorlar ve bunun onları sokağın kötü ruhlarından koruduğuna inanıyorlar.. Sokağın Şamanları ya da Mistik Koşucular diye de isimlendiriyorlar kendilerini.. Ah! Neredeyse unutuyordum.. Bütün gezginler koşar.. Engel tanımadan, koşarlar.. Sokak, binaların tepesi, bulvar, kaldırım bunlar onlar için sadece farklı oyun alanlarıdır.. Sokak onların doğal alanı, bizimse balta girmemiş ormanımızdır..." uzun uzadıya anlattı Fuat Gezginleri.. Anlatmaya başladığı zaman hepsi sedire geçmişti zaten.. Bir soru vardı Haldun ve Levi'nin aklında.. Fuat ve Cem bunları nereden biliyordu?.. Ayrıca Haldun'un aklında yeni bir soru daha belirmişti bir anda... Cem'i ilk bulduklarında Levi'nin yerini söylediğinde böyle birşey söylemişti.. Kulakların keskinliği ile ilgili olduğuna yemin edebilirdi.. Cem de mi onlardan birisi olmuştu..? Sormak için erkende ikinci soruyu belki ama ilkini sorabilirdi..
"Papaz. Siz ikiniz bu kadar çok şeyi nereden biliyorsunuz?" diye sordu Haldun..
"Hatırlamıyor musun Haldun? Biz beraber avlamıştık onlardan ikisini.. Sen, ben, Cem, Tolga.. Levi, Sonat ve Sarp o gece başka bir görevdeydiler..
"Hayır ben böyle birşey yaptığımızı hatırlamıyorum..."
"Cem? Bu konuda birşey söylemek ister misin?" diye sordu Haldun sinirini bastırmaya çalışıyordu bir yandan..
"Kusura bakma dostum silmek zorundaydım bu bilgileri kafandan.. Emirler böyleydi.. Çünkü o ekibin kurucularından birisi senin babandı.. Ve o grupta hala senin akrabaların var.. Biliyor musun bilmiyorum ama senin bir kardeşin var.. Fakat o zamanlar senin bu bilgileri bilmemen gerektiğini düşündüler.. Görevi, Teşkilatı bırakabilirdin.. Bu arada ben sokakta kalmadan önce kurduğum güvenlik şirketindendeyken onlarla çok alış-verişimiz oldu.. Şu anda ailenden geri kalanlar MİT tarafından ele geçirilmiş.. Ama bu bilgiyi şimdi alman senin işine yaramayacak. Herşeyin bir zamanı var.. Hepinizden özür dilerim.."
"Kahve içmek isteyen?" dedi Fuat..
"Ben alırım" dedi Cem

Kimsenin hiçbir şeyden haberi yoktu.. Olması gerektiği gibi, herkes bilmesi gerektiği kadarını biliyordu..

Ama bilmedikleri şey şu anda kapıyı kırarcasına çalan kişinin kim olduğuydu...

Hiç yorum yok: