"Üstümü değiştiriyorum sonra hemen ayrılıyoruz buradan.." Fuat hemen odaya gitti.. Birkaç gündür aynı kıyafetleydi hemen üstünü değiştirdi.. Bir kot giydi altına açık mavi üstüne bir siyah balıkçı kazak.. Saçlarını düzeltti aynanın karşısında.. "Hadi bakalım" dedi aynadaki yansımasına bakarak.. Hızlıca çıktı odadan, botlarını giydi, deri montunu aldı. Haldun çoktan hazırlanmış kapıda bekliyordu onu.. Fuat çıkmadan Haldun'a baktı.. Omuzlarından tuttu ve sıktı.. "Teşekkür ederim" dedi.. Kapı açıldı iki adam kararlı bir şekilde evi terkettiler..
Apartmandan çıkar çıkmaz Fuat bir sigara yaktı.. Seri adımlarla karanlıkta kayboldular.. Fuat'ın motoru iki sokak aşağıdaki otoparktaydı.. Otoparka kadar hiç konuşmadılar.. Haldun, komutanına güvenirdi.. Her zaman en iyi planları yapardı.. Ve o plan yaparken onu rahatsız etmek istemezdi.. Bu yüzden otoparka giderken ağzını bıçak açmadı ikisinin de..
Otoparka geldiklerinde küçük bir kulubeden bir adam çıktı..
"Buyrun!"
"Motorumun anahtarını alabilir miyim?"
"Hangisiydi abi?"
"Zaten bir tane motor var burada, ne diye abuk subuk sorular soruyorsun.. Anahtarımı ver acelem var.. Al işte paran" adamın eline bir ellilik verdi. Adam bu azara bozulmuştu ama takışmak istemiyordu.. Çelimsiz birisiydi ve şu anda otoparkta yalnızdı.. Hemen gidip anahtarı bulup getirdi.. Suratına bile bakmadan anahtarı verdi..
Fuat'ın motoru bir KTM 690 Duke'tü.. Asfaltta gitmek için daha iyi bir motor bulamazdı kendisine.. İnanılmaz bir keyif veriyordu ona bu motor.. Aradığı şey onun için hızdan önce sağlamlıktı ve aradığı aşkını (!) bulmuştu bu motorla..
Haldun ile beraber motora ilerlediler.. Gecenin karanlığında kaybolan siyah motorun yanına geldiler. Fuat binip çalıştırdıktan sonra manevrasını yaptı, ardından Haldun bindi arkasına.. Birazdan bu otoparktan çıkacaklardı ve geri dönemeyecekleri bir yola gireceklerdi.. Haldun bir an için yaptıklarını sorgular gibi oldu.. Gerçekten bütün ekibi toplayabilecekler miydi? Topladıkları zaman gerçekten Teşkilat'ı yok edecekler miydi? Gerçekten Teşkilat peşlerinde miydi? Tam bunları düşünürken artık çok geç olduğunu anladı, altlarındaki demir at tozu dumana katarak büyük bir hızla yola çıktı..
Fuat deli gibi kullanıyordu.. Trafiğe dikkat etmiyordu.. Gerçi yolda çok fazla araç yoktu ama sonuçta bu kadar riske girerlerse onları Teşkilattan önce bu yol öldürecekti.. Köprüye geldiklerinde yol önlerinde iyice boştu ve Fuat motorun sınırlarını zorlamakta kararlıydı.. Sonuna kadar yükleniyordu gaza.. Yolun çevresi ışık hüzmesinden başka birşey değildi artık.. Sanki ince bir ip üstünde gidiyorlardı üstelik.. Haldun iyiden iyiye korkmaya başlamıştı.. Neyse ki köprünün sonuna geldiği zaman biraz yavaşlamıştı.. Artık normal bir hızda seyir etmekteydiler.. Arnavutköy'e kadar hiç durmadan gittiler..
Sahilde, motorla kaldırıma çıktılar ve motordan indiler.. Saat gece 00:34'tü.. Soğuk hava sanki ağırlaşmıştı.. Sanki bütün korkularıyla beraber ve bütün gerçeklikle beraber ağırlaşmıştı üstlerinde.. Kaldırımdan karşıya geçtiler.. İki tane balıkçının arasındaki arnavutkaldırımlı yokuştan yukarı çıkmaya başladılar.. Sahilden otuziki adım sonra yağmur yağmaya başladı.. önce çiseleyen yağmur çok geçmeden bir sağnağa döndü.. Önlerinde sağ tarafta eski ve terkedilmiş bir ahşap köşk vardı.. Hemen o evin verandasına gidip yağmurdan korundular.. Fuat'a göre bu yağmur çabuk dinecekti ve bu sürede biraz dinlenebilirlerdi.. Beklenmedik bir anda gelen bir telefon sesiyle iki avcı da irkildi... Fuat'ın telefonuydu çalan..
Gelen Çağrı : Mine Lise
Telefonu tereddüt etmeden kapattı. Ardından bir daha çaldı telefon. Yine Mineydi arayan.. Mine iki defa aramazdı; eğer arıyorsa bir endişesi vardır... Dayanamayan Fuat telefona cevap verdi..
"Efendim!"
"Merak ettim seni, nerdesin canım??" sesi endişeliydi küçük kadının.. sanki daha da küçüktü bu akşam kadın...
"Bi' arkadaşımla beraberim.. N'oldu?"
"Nerdesin canım? Evde yalnızım yanına gelmek istiyorum.."
"Arnavutköyde arkadaşın evindeyim.. Ararım seni Taksime geçince"
"Peki canım.." uysallaşmıştı kadın.. Ama üzgündü...
Fuat görüşmeyi sonlandırdı.. Sonra da telefonu kapattı ve elinde bir defa döndürdükten sonra cebine koydu..
Yağmur hala bütün şiddetiyle devam ediyordu.. Birer sigara yaktılar.. Yoldan kimse geçmiyordu.. Bir kedi bile yoktu o yağmurda sokakta..
Daha sigaralarından iki nefes bile almamışken ilerideki yol ayrımından bir evsiz adam çıktı.. Altında parçalanmış siyah bir pantolon, kafasında artık sökülmüş ve yırtılmış bir bere üzerindeyse çıplak ve isli siyah bedeniyle neredeyse bir olmuş çöp poşeti vardı.. Ayakları ise çıplaktı adamın.. Hafif sendeleyerek ahşap eve doğru ilerliyordu..
İki adam da yolda tek dikkat çeken şey olan evsize bakıyorlardı.. Bir sonraki hamlesini düşünüyorlardı.. Biraz adama acıyorlardı.. Yüzlerinden bile okunabilirdi bu acıma duygusu.. Tam o sırada, tam adama acıdıkları sırada, tam adama daha dikkatli bakmaya başladıkları anda, Haldun'un gözleri büyüdü.. Birşey söyleyecekmiş gibi oldu önce, ağzı açıldı.. Sonra kontrol etmek ister gibi tekrar daha dikkatli baktı.. Kafasında adamı temizledi, düzgün kıyafetler giydirdi, sakallarını kesti..
"CEM!" diye haykırdı bir anda.. Tanıdık birisine seslenmekten çok, bir insanı farkında olmadığı bir tehlikeye karşı uyarır gibiydi.. Fuat bu tepkisine önce kızdı.. Tam paylayacaktı ki Haldun'u, adam dönüp onlara baktı ve yağmurun altında donakaldı ve işte o sırada Fuat'ın da dikkatini çekti adam tam olarak..
"Cem?!" dedi Fuat, tereddütlü bi sesle..
Adam sadece bakıyordu inanmaz bir hali vardı olanlara..
"Haldun?? Papaz??"
"Cem bu! Komutanım Cem bu!"
iki adam da evsizin yanına koştu.. Haldun Ceketini çıkartıp adamın sırtına verdi ve onu sarmalayarak verandaya aldılar tekrar..
"Cem ne oldu sana?? Nasıl bu hale geldin sen?? Neden bize ulaşmadın??" diye soruları sıralamaya başladı Fuat..
Adam hiçbirşeyin farkında değildi sanki.. Sanki aynı dünyaya ayak basmıyorlardı.. Sanki onların yanında değilmiş de daha çok bir rüyadaymış gibi yavaş tepkiler veriyordu.. Kendini sarmalayan iki adama bakıyordu sırayla.. Bir anda dondu.. Ağlamaya başladı... Uzun zamandır bu anı beklemişti... Birilerinin onu hatırlamasını istemişti... Ve şimdi iki kişi onu tanıyordu.. Üstelik ismini bile hatırlıyorlardı...
xxxxxxxx
Cem, en gençleriydi.. O odadaki yedi çocuktan en genci.. Onsekiz yaşındaydı.. Liseyi daha yeni bitirmişti.. Ama o dersliğin içinde kimsenin eğitim düzeyi önemli değildi.. Kimsenin yaşı önemli değildi.. Önemli olan, Teşkilat'taki başarıları ve başarısızlıklarıydı.. Onlar özeldiler.. Onsekiz yaşındaki bir genç için özel olmaktan daha önemli birşey olamazdı.. Teşkilat, Savaş, Başarı.. Bunlar o genç çocuk için sadece birer anlamsız kavramdı.. Ta ki Edip Silahtar'ın o dersini alana kadar.. Derslikten çıktığı zaman Cem de diğer arkadaşları gibi düşünceler içindeydi.. Ama tam olarak da algılayamamıştı olan biteni.. Fuatla konuşmak istiyordu.. Ama yanına gitmeye cesaret edemedi.. Yirmi iki yaşında çakmak çakmak bakan mavi gözleri ve uzun boyuyla ürkütücü duruyordu.. Düşünceli olmadığı zamanlarda her zaman babacan bir tavır içindeydi.. Hatta kendinden büyük olanlar bile onun yanında hep özledikleri baba şefkatini bulabilirlerdi.. Sonuçta hepsi aile özlemi çeken, ailenin tadına varamamış öksüz ve yetim çocuklardı...
Yatakhaneye vardıklarında- daha çok büyük bir odaydı burası, yedi tane beyaz takımlı yatak nizami bir şekilde sıralanmıştı, bütün yataklar temiz ve topluydu, odanın üç tane büyük penceresi vardı ve bunların ortalarında dörde bölen ahşap şeritler vardı.. odada bir adet uzun masa ve yedi iskemle vardı.. Masada üç tane küçük lamba vardı.. Bir kitaplık vardı duvardan duvara ve tavana kadar kitapla dolu olan..- hepsi yataklarının üzerinde birer siyah ilaç kutusu buldu.. Hiçbirşey yoktu başka.. Ne bir not, ne bir prospektüs... Kutuyu eline ilk alan Cem'di.. Kapağın üzerinde "12/1 enf. 24/6 " yazıyordu... Çocuk anlamadı..
"Abi burada yazanın anlamı ne?" dedi Fuat'a..
"Oniki saatte bir düzenli alacaksınız.. Eğer ihtiyaç olduğunu hissederseniz yirmidört saatte en fazla altı tane alabilirsiniz.. Daha fazlası sizde ne gibi bir etki yapar bilmiyoruz o yüzden bunu denemeyin" bir kadın sesiydi..
Ses arkalarındaki kapıdan gelmişti.. Bir anda yatakhanede buz kesti.. Cem ve bütün çocuklar kapıya dönüp baktılar.. Kim olduğunu biliyorlardı.. Yani şahsen hiçbiri tanımıyordu onu.. Burada bir haftadır vardı bu çocuklar.. Ve bir haftada o kadının önemli biri olduğunu anlamak için yeterli bir süreydi..
Sıkıca toplanmış saçları topuz yapılmıştı, bir takım elbise giyiyordu - gri bir etek ve ceket.. ceketin hatları yuvarlaktı ve bu hatları beyaz bir şerit takip ediyordu.. Ölü beyazı teni, çökük göz yuvaları ve çıkık elmacık kemikleriyle beraber bu kadın gerçekten ürkütücüydü..
"İsmim Suzan.. Sizden sorumlu olan kişiyim.. Sizin bütün gelişimlerinizi bizzat ben takip ediyor olacağım.. Bir sorunla karşılaşırsak ben size yardım edeceğim.. Herşey tamamen benim kontrolümde gerçekleşecek.. Şimdi çocuklar lütfen masanın üzerindeki suyla beraber ilk haplarınızı alın.." Kullandığı lütfen kelimesi o kadar yersizdi ki, zira rica etmekten çok emir veriyordu oradaki çocuklara..
Hiçbir çocuk karşı gelmedi ve hepsi ilacını aldı.. Kadın mutlu bir ifadeyle kafasını salladı ve tek bir hamlde arkasını döndü.. Tam kapıdan çıkarken bir an duraksadı.. Arkasını dönmeden " Cem yarından sonra senin eğitimin, diğerlerinden farklı bir yön izleyecek.. Sabah ilacını aldıktan sonra beni bul!" dedi ve çıktı.. Kadını o günden sonra çok fazla görmediler.. Ama o günden sonra görmedikleri tek kişi o değildi..
Cem'i o günden sonra sadece gece yatma saatinde yatakta gördüler.. Her gece inanılmaz yorgun bir şekilde gelirdi yatakhaneye ve direk yatardı.. Tam olarak bir hayalet gibiydi.. Konuşmuyordu, yürümüyordu sanki süzülüyordu.. Sürekli ifadesiz bir yüzü vardı.. Bir gölge gibiydi ya da.. onun orada olduğunu anlamak çok zordu çocuklar için.. Ama yine de Cem onlara bir şekilde bir güç veriyordu.. Sanki Cem onların yanındayken daha güçlü oluyorlardı...
Tek sorun Cem ne zaman gelse tek eğlenceleri olan radyo bozuluyordu... Ama hiçbir radyo bir arkdaştan önemli değildi...
xxxxxxxxxx
"Oğlum anlatsana ne oldu sana böyle?" Fuat sinirlenmişti..
"Komutanım! izninizle! İşinize karışmak istemem ama planımızı ertelesek ve arkadaşımızı eve götürsek.. Sizce de daha iyi bir hamle olmaz mı??"
Fuat bir an bozuldu.. Ama sonra durumu hemen toparladı..
"Haklısın! Sen hemen bir taksi çevir ve beraber kadıköye geçin ben de arkanızdan motorla geleyim"
Cem şoktaydı.. Mutlu olduğunu hissediyordu ama tepki veremeyecek kadar şaşkındı.. Biraz sonra beraber taksiye bindiler.. Taksici önce evsiz adamı almamak için ısrar ettiyse de Haldun'un ısrarı üzerine kabul etmek zorunda kaldı - zira taksicinin ,tabiri caizse, bir sıkımlık canı vardı Haldun'a göre.. -
Önde bir taksi arkada bir motor gecenin karanlığında ıslak asfaltta yansıyan sokak ışıklarının arasında kendilerine bir yol buldular ve boğazın üzerinden geçtiler.. Kadıköye geldiklerinde saat 02:23'tü.. Yağmur dinmişti artık.. Hafif bir toprak kokusu yayılıyordu havaya..
16 Eylül 2008 Salı
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder